ANKARA VATAN VIYANA MEKAN

"Kaybedilenlerin arkasından bakmaktansa, mutluluğu başka şeylerde aramaktansa, you can’t talk to me like that you t**t face."

- Fog reyis

Text

Selam-ın aleyki eağbi. Buraya yazmayalı baya olmuş ben de boş olduğum için beschreiben yapıyım dedim. Son yazdığım tarihten itibaren bir çok şey değişti hayatımda. Artık delikanlı bir Viyana’lı oldum diyebilirim. 1 yıllık bir oturma iznim ve de kapı gibi Almanca’m var. Evet kapı gibi çünkü “dediklerini anlayabiliyorum da konuşamıyorum.” Şaka bir yana yırtıklık da başladı doğru olmadığını bile bile kurulan cümleler araya ingilizce “wörter” katmalar falan baya kral. Her gün alamanca kursuna fahren yapıyorum ve değişik bir sınıfım var. No offense but there is girl, die heißt Akari, sie ist gleich Pikachu, baya sevimli yani, bir tek kıçından elektrik atamıyor, ama sevgiline “al sana peluş Pikachu aldım” diye hediye verebilirsin. Onun dışındaki 13 bağyan da değişikler vesselam. Mesela Fin-Lübnan kırması Jamila, sınıfta kendine çorap örüyor. Şimdi bu ne böyle bağyan bağyan demeyin; benim dışımda 1 erkek var o da Yooozjiro - o da değişik. Neyse, 2. olarak yurdum değişti, ama yurtta kalmayı pek tercih etmiyorum, genelde kiliselerin içinde uyuyorum, tanrı beni kutsamak yerine, sıkılıp ocak dışına almış olabilir, bunu ilerleyen günlerde göreceğiz. 3. olarak ufak ufak gece hayatı bilmem ne “kaynatmaz mıyız ya” soruları baş göstermeye başladı. Tamam Viyana’da çeşitlilik olmayabilir Spass anlamında, ama onun dışında kaynağa düştün mü tam düşüyorsun. Şehrin keşfetmediğim yeri de kalmamıştır sanırım, çünkü gerçekten 10m yarıçap içine kurulmuş, kızılay kadar yani, ama yine de diyorum ki Wien ist besser als Ankara aber nicht Istanbul. Bu arada Ankara’da beni özlemiştir diye düşünüyorum, keza ben de özledim, o yüzden Ich bin dort in Ankara am sechzehnten April.

Mit freundlichen Grüssen,

Dein Altuğ.

Muse - Exogenesis Symphony Part 3 (Redeption) (Album Version) (via anikan3211)

Source: youtube.com

Text

Şimdi düşündüm de çok boş bir yazı olacak ama en azından kendim yazarken çok eğleneceğimi düşündüm. Sonuçta sadece şehir üzerine değil, insanlar üzerine de izlenimlerim var. Sınıfım şu agalar:

Masterız

Ayaktakiler - Sağdan Sola

Cesar (Brezilya): Coğrafyada yeri bile bilinmeyen yerden gelen Cesar’la çok acayip anlaşıyoruz. 37 yaşında olup 2 çocuk babası olmasına rağmen frekanslarımız tuttu diyebilirim. O da bir futbol aşığı. En önemli özelliği supply’ı süpplay diye telafuz etmesi.

Adını bilmiyorum - Sahtekar (Avusturya): Bu adamın adını hala bilmiyorum da kendisine Erol User diyoruz. Tam bir sahtekar tipi var. Bir dolaplar çeviriyor da hayırlısı bakalım.

Rudolf - Peruk (Almanya): Sınıfın yaşlı kurdu 56 doğumlu. Almanya’da 2 tane şirketi var ve güzel alman aksanıyla, peruk gibin saçlarıyla gönlümüzü fethediyor.

Thomas - Domuzcuk (Avusturya): İyi bir kardeşimiz kendisi o da 30 küsür yaşlarında ama bazen banyo yapmıyor galiba. Sınıfın boş cd tedarikçisi.

Adını bilmiyorum - Et düşmanı (Avusturya): Bu adam tam bir götüngen. Pis pis domuz yiyor paso kuzu-koyun etini ve türkleri de sevmiyor. Fuck-off you diyorum ben de ona burdan.

Ulli - Emo (Avusturya): Bu çocuktan nefret ediyorum. Popun romantik prensi kutsi gibi  konuşma tarzı, yalakalığı ve o saçları beni benden alıyor. Senin yüzünden sınır dışı olursam sen de ocak dışı olursun Ulli akıllı ol.

Zoran - Katil (Bosna&Hersek): O sakalıyla o göz rengiyle (chuckie mavisi) yine bizle iyi iletişim kurabildi. Pür Bosnalı değil bu dostlar sırp tarafından.

Ivan - Matkap (Sırbistan): Bu da eski azılı katillerden gibi, korkmuyor değilim. Hakkında sınıftan bir hanımla yakınlaştığı kanısındayız ama şimdi zan altında bırakmayalım insanları. Kafası da ampül gibi parlar vesselam.

Adını bilmiyorum - Köpek (Avusturya): Derslerde devamlı soru soruyor bu adam. köpek dememin sebebi ise alnına kadar inen saçları.

Oturanlar - Soldan Sağa

Claudia - Ampul (Avusturya): Ampul gibi yanıp sönen (açılıp kapanan) gözleriyle, kaş mimikleriyle ön plana çıkan bir kardeşimiz.

Viktoria - (Macaristan): Bu kadar tatlı bir kadın olamaz, kötü ingilizcesi bile o kadar çok yakışıyor ki. Yanlış anlamayın 2 çocuğu var.

Irina - Genç İrisi (Romanya): Bu kız hakkında yazılacak çok şey var. Tipinden tutun hümor anlayışına kadar. Bazen öküz efendi hümoru anlamıyor bazen de öyle şakalar yapıyor ki eki eke eki diye gülmek zorunda kalıyorsun. Biraz da yırtık “fucklı mucklı” konuşuyor. vücut ölçüleri: 120-90-100.

Manuel - Pelikan (Romanya): Bu çocuk efsane, çenesi pelikan gibin. Geçen oda arkadaşım rumen ama amerikalı çünkü çavuşesku zamanında kaçmış ailesi amerikaya dedim. Çocuk ne dese beğenirsiniz: “püpul onli eskeyp from jeayls”.

Dan - Pavyoncu (Romanya): Bu herif süper ya, Cesar bana ligde kim lider diye sordu, ben açıklamaya çalışırken Dan kardeşim “Trabzonspor” dedi, futbola olan ilgisi bacaklarının parantez yapısından belli. Ayrıca kebap yemeye bayılıyor. Kardeşimdisin Da Dan Dan Da Dan.

Korcan (Türkiye): Çok fazla bir şey açıklamama gerek yok heralde, kader arkadaşım oldu, iyi de oldu.

"Derse gitmek icin 7’ye 20 kala uyanmissaniz bir şeyleri basarmissiniz demektir."

- Altuğ “Viennese” Zaimoğlu

Text

Evet sevgili dostlar, yazılarımı okuyan kişilerden belli bir kesimin başlığı görünce “ıyyy bu ne yaa, öf konuya bak muhabbet boka sardı” diyeceğine eminim ancak hristiyan dünyasının en büyük açıklarından ve medeniyetsizliklerinden biri olan taharet musluğunun eksikliğinden ben de nasibimi alıyorum arkadaşlar.

Şunun güzelliğine bakın arkadaşlar, mermi büyüklüğündeki medeniyet. Keşke silahlar sussa, mermiler harcanmasa. Neyse. Arkadaşım bak yazıyı yazarken yine sinirlendim oğlum siz ne yapıyosunuz ya? Detayına girmeyeceğim de zorluk çekmiyor musunuz, yoksa sizde farklı bir boşaltım ve sindirim sistemi mi var? Bıktım lan bu havada 2-3 kere duşa girmekten, kitapsızlar. Bunun aparatı falan var diyorlar da aparatla da olcak iş değil aga. E şimdi sesleri duyabiliyorum: “ıslak mendil kullanmayı dene, pet şişe kullan zaten debisi yeterli.” Yok arkadaş ne ıslak mendil ne pet şişe. Tek gerçek taharet musluğu. Özledim seni taharet musluğu.

P.S: Bu deneyimi yaşayanlar bilir ya da taharet musluğu kullanmayı tercih etmeyen arkadaşlar varsa bilmeyebilir ama Avrupai olacağım diye taharet musluğu kullanmaktan kaçınmayın a dostlar.

Text

Evet dostlar bugün bankomat kartımı ve de yeni telefon hattımı almak için önce Karlsplatz’a (benim okulun oralar) gittim hatta daha da detay verecek olursak Kärntner Ring’deydim. Bankomat kartımı alıp bir kaç “oyro oyro şayne şayne” çektikten sonra atladım Karlsplatz’tan U1’e, gittim Reumannplatz’a. Reumannplatz 10. bölgede yani Favoriten’de yer alıyor. Hakkaten 10 numara bölge. Daha metrodan iner inmez keskin bir ter kokusu, dışarı çıktığında Ankara SSK işhanı havası, Türk dükkanlar, S-Bahn(StraßenBahn) ların önünden koşuşturan çocuklar (tam da Türk düğünlerinde piyanist şantörün etrafında koşuşan sümüklü çocuklar gibin) ve de ninja kaplumbağalar. Bir ara bekledim biri gelip “şef bi siftah çek” diyecek diye ama beklenen olmadı. Ankara’yı da özlemediğimi farkettim diycem de zaten Ankara’da oralarda işim ne? Neyse, taharet musluğu kullanmayan elin gavuru kokmuyor da bizim halis muhlis Türk delikanlıları kokuyor arkadaş, bu da bana çok koyuyor. Yapmayın gözünüzü seviyim, gerekirse umumi duşlar falan yaptırılsın o bölgeye, yürümez bu iş böyle agalar.

Text

Attığım başlıklarla yeni bir Tayfun Talipoğlu ya da gezi rehberi yaratıyorum sanki neyse. Şimdi buraya ilk defa yurtdışında yaşama (daha önce 1 kez Prague’a gittim sadece o zaman da 15 yaşında bir ergendim ve mağazaların tezgahtarlarını kesiyordum) tecrübesine sahip olarak ilk izlenimlerimi genel olarak paylaşacağım. Şimdi “olm mal mısın lan neden önce bunu yazmadın?” diye soranlar olabilir evet malım. Neyse konumuza geçelim. Eksileriyle artılarıyla Viyana’yı değerlendirelim dostlar.

Önce eksiler: 

- Taharet musluğunun olmayışı (bu bütün ecnebi kardeşlerimizin hayat tarzı). Arkadaş siz napıyorsunuz bütün gün ben anlamıyorum ki. köpekler gibi koklaşa koklaşa tanışıyorlar galiba, bunun üzerine de araştırma yapacağım and içtim.

- Marketlerde daha çok gazlı suların bulunması (bu da dünya çapında bir şey) de arkadaş prickelnd falan gazlı suların türlü türlüsünü yapıyorsun da ohne diye gazsız yaptığın suyun tadı Ankara’nın musluk suyundan daha çirkin oluyor? Musluk suyu içiyorum ben burda arkadaş. Alplerden gelen buz gibin musluk suyu.

- Bazıları çok sevimsiz, hatta baya sevimsiz, hele Alamanca bilmiyorsan sıçtın Türk bez getir olabiliyor, ama çok kral adamlar da var ha.

- Viyana parlementosunda Neo-Nazi tadında olan FPÖ partisinin oylarını bayağı yükseltmesi ve zaten sıkılaştırılan göçmen yasalarının iyiden iyiye STÖ (Siechtir Türkische Partie) haline dönüşme ihtimalinin olması.

- Böylece aşırı milliyetçi Viyanalı’ların küfür etme potansiyeli. (Küfürle de kalır adamlar kavga etmiyor net.)

- Çok Türk olması, yemin ederim insanın adım başı Türkçe duyması insanın moralini bozuyor. Gürtel’de bile (barlar sokağı…değil tabi ama barlar var, turistik de değil) Türk’ün bana hello my friend dedikten sonra türk müsün abi diyince, beyaza ihtiyacın var mı demesi. Lan kafana beyaz kadar taş yağsın e mi?

Gelsin artılar:

+ Deyim yerindeyse “Town of peace and friendship”. Cannonball’u çağrıştırıyor.

+ İnsanların aşırı nazik oluşu. (yukarıda bahsettiğim sevimsizler genelde eski jenerasyon.)

+ Kuralların en üst düzeyde işliyor olması çok acayip be pek sayın abilerim ablalarım. Burada trafikte yaya olarak ölme ihtimalin 1% ve o da gelip beni bulur ya da gözlerimle şahit olurum, aha da buraya yazıyorum.

+ Çok acayip binalar var be hacılar. Çoğu sanat türünü de görüyorsunuz zaten çoğu yapıda ama Gotik ön planda, şehrin 1100’lerdeki hali korunmuş, Ankara 1100 yılından kalan normal çakıl taşı varsa bile onu da araklamışlardır ya da Mogan gölünde taş sektirmişlerdir net.

+ Paspal insan yok memlekette hacı. Şimdi diyceksiniz gelir düzeyi yüksek onların diye de. Öyle bir dünya da yok bütün insanlar tertemiz giyinip çıkıyorlar dışarı, siz de deneyin bence Berlin Türkiyemspor.

+ Efsane ulaşım koşulları. Öyle bir dünya düşünün ki Mamak’tan Çayyoluna tek vasıtada gidiyorsun, hemi de tek yönlük bilet aldıysan 1.80 oyroya. Hamamın Yanı Melih Gökçek!

+ Bir de ben hiç schnitzel yememişin ya da turta tatmamışım.

Gelin hep beraber yiyelim hep beraber varalım bunların zevkine a dostlar. Artık Viyana’bizim. TUEA = Türkei Über Alles!

Text

Merhaba şeker kardeşlerim. Yeni açtığım dandik tumblr’ımla gün be gün izlenimlerimi anlatmaya karar verdim. 

Evet bugün uçak biletimi değiştirmek için 1. Viyana’da Staatsoper’ın oraya gittim.

İşlerimi hallettikten sonra Stephansdom’un etrafında bir turlayım, tek tabanca takılayım dedim.

İzlenimlerim ise şöyle:

- Tamam güzel bir ırk olmayabilir ama sanırım uzak doğunun bütün çirkinleri Viyana’ya toplanmış.

- Eskiden sarışın tarzım değil beğenmem derdim, hiç de öyle değilmiş boş boş konuşuyormuşum. (slavları hala pek beğendiğim söylenemez, fazla biblo gibiler)

- Flyer dağıtan gayet sevimli ve hoş kızlar olabiliyormuş ben bugün bunu gördüm.

- Bugün 2-3 kişi benden sigara istedi, ben de ağzımda sigara varken hunharca yok dedim, keza niye veriyim lan sana sigara babamın oğlu değilsin osmanlı(!) değilsin.

- Buraya sanırım kay kay yeni gelmiş, 012 benetton yaş çocukların hepsi kay kayla takılıyor tabi yandan çarklı(!) şapkaları da cabası.

- Bisikletin gidonunu tutmadan bisiklet sürme modası da sanırım çok ekmek çıkartıryor burdaki insanlara, keza çok havalılar, ha keza bu da yeni gelmiş buralara galiba.

Bugünlük bu kadar. Arada sırada yazacağım yine. Viyana merkez kafasına göre herkeZ.

P.S: Bütün fotoğrafların hakları bana aittir. Çalmayın yakarım.

Kameram: Nokia 6600s - 5.0 mega-pixel.

Canon’una isyan, alayına Nokia.